İllerimiz ve Edebiyat - 50

23.01.1991 TRT II 10.20-10.40 R

Konu: Kastamonu’nun edebiyata yansıması…

Tanıtım:  Özel / Band

  • “Haziran, Temmuz, Ağustos

  • Karadeniz’de üç liman

  • Beyaz bir gemi limanda yaz

  • Nereye indirmiş yolcularını

  • Dağ çileğiyle rakı içiyor

  • İnebolu çarşısında ihtiyar kaptan.”(1)

Müzik:  Geçiş   

    “Karayel! Hem de yıldız karayel!.. Sen bilmezsin bu deli rüzgârı! Adı üstünde, karayel! Rengi olur mu rüzgârın? Karadeniz’de her gördüğün şeyin, her işittiğin, kokladığın şeyin bir rengi vardır.”(2)

Müzik:  Geçiş

    İyi günler sevgili dinleyenler.

    Mehmet Başaran’ın şiiri ve Rıfat Ilgaz’ ın romanından aldığımız iki küçük parça, bugün edebiyata yansıyışından söz edeceğimiz ilimize götürüyor bizi bir anda: Kastamonu’ya. Karadeniz’ in kıyıcığındaki bu kent, Kurtuluş Savaşımız sırasında, Anadolu’ nun giriş kapısı durumunda olduğu, İstanbul’ dan kaçanlar İnebolu-Kastamonu-Çankırı üzerinden Ankara’ ya gittiği, Karadeniz’ den gelen cephaneler bu yolla Anadolu’ ya taşındığı için, yöre de daha çok bu özellikleriyle anılara, edebiyat ürünlerine yansır.

Müzik:  Geçiş

    Kastamonu, Batı Karadeniz ve Kızılırmak havzaları içinde kalan, Sinop, Çorum, Çankırı ve Zonguldak’ la çevrili bir ilimiz. Oldukça eskiye dayanır tarihi. Yazılı tarih öncesinden günümüze dek, yörede Kaşkalar’ ın, Frigler’ in, Kimmerler’ in, Lidyalılar’ ın, Persler’ in, Pontoslar’ ın, Romalılar’ ın, Bizanslılar’ ın, Selçuklular’ ın ve sonunda Osmanlılar’ ın egemen olduğunu görüyoruz. Bu derine inen tarihe, geniş bir alana yayılmasına rağmen yerel dilde, gelenek ve göreneklerde, halk edebiyatı ürünlerinde bir bütünlük göze çarpar. Bunda savaş ve göçlere sahne olmamasının büyük rolü bulunduğunu belirtiyor araştırmacılar. Yörenin yetiştirdiği halk ozanları arasında Âşık Kemali’yi, Âşık Meydani’yi, Yorgansız Hakkı’yı, İhsan Ozanoğlu’nu sayabiliriz. İhsan Ozanoğlu’nun yöre hakkında birçok kitabı var: Kastamonu Kütüğü, Turistik Kastamonu, Âşık Edebiyatı, Kastamonu’ nun Yetiştirdiği Meşhur Adamlar, Efe Yüreği, Bir Yudum, Bülbül bunlardan bazılarıdır.

    Ozanın “Kastamonu Destanı”ndan bir bölüm şöyledir:

Müzik:  Geçiş

“Öyle bir cevher ki dünyaya bedel

Biçilmez bahası Kastamonu’nun

Yapılsa tükenmez o kadar güzel

Haşre dek senası Kastamonu’nun.

            Sürüler yayılır yamaçlarında

            Top top çiçek açar kıraçlarında

            Türlü kuşlar öter ağaçlarında

            Gönüller şifası Kastamonu’nun.”(3)

Müzik:  Geçiş

    Halk edebiyatının yanında, divan edebiyatına da yansır Kastamonu. Şuara Tezkiresi yazarı Latifi’den, Kastamonu’da XVI. yy ortalarına değin yetişmiş şairler üstüne bilgiler ediniyoruz. Ayrıca, Galib Paşa, diğer adıyla Abdülhalim diye bilinen divan şairinin, yöre dilini edebiyat ürünlerinde kullandığını, ilk kez halk ağzıyla güldürücü, yerici gazeller yazdığını görüyoruz.

Müzik:  Geçiş

    Programımızın başında da söylediğimiz gibi, Kastamonu ve yöresi edebiyat ürünlerine Kurtuluş Savaşı sırasındaki rolüyle yansır daha çok. O sırada, Anadolu’ nun giriş kapısıdır İnebolu ve Kastamonu.  Mustafa Kemal Atatürk’ ün Anadolu’ da başlattığı Kurtuluş Savaşı’ na katılmak için Ankara’ ya geçmek isteyenlerin kullandıkları bir kapıdır. Ayrıca, İstanbul’dan kaçırılan ve yardım olarak gelen silah ve cephanenin de çıkarıldığı bir liman kentidir. Bu yüzden birçok edebiyatçının ürünlerinde görürüz bu rolünü İnebolu ve Kastamonu’ nun. Örneğin Vâlâ Nurettin’in Bu Dünyadan Nâzım Geçti kitabında “İnebolu” adlı şiirde şunlar söylenir:

Müzik:  Geçiş

“İki arkadaş tuttuk dağlara giden yolu

Öyle yükselmişiz ki sahilde İnebolu

İnce sokaklarıyla ufaldıkça ufaldı

Minareler bir çizgi, camiler nokta kaldı

Evleri birbirine giren şehrin içinde

            ...

            Bu ne güzel memleket! Yüksek dağlarında kış

            Deresinde ilkbahar, yollarında sonbahar

            Altın güneşiyle de yazın sıcaklığı var...”(4)

    Kastamonu’nun Kurtuluş Savaşı sırasındaki ve sonrasındaki durumunu, yaşanmış olaylara, tanıklıklara dayanarak anlatıldığı İstiklal Harbinde Kastamonu adlı kitapta buluyoruz. Kitabı Hüsnü Açıksöz yazdı. Kastamonu’ da uzun süre çıkan Açıksöz adlı gazetenin sahibi olan Hüsnü Açıksöz’ün bu kitabından, yazarın yaşadığı, tanığı olduğu olayları, kentin örgütlenerek Kuvayı Milliye’ ye katılışını, savaş sırasında gösterdiği büyük özveriyi ayrıntılarıyla öğreniyoruz.

    “Şehrimiz sanki bir santral gibi idi. İstanbul’dan gelenler İnebolu’ ya çıkınca, Ankara’ ya telgraf çekilir, oradan izin istenirdi.”

     Bugün adlarını minnetle andığımız pek çok ünlü, İnebolu Kastamonu üzerinden Ankara’ ya geçmiştir. Hüsnü Açıksöz’ün kitabında bunların uzun bir listesi veriliyor. Aralarında Mehmet Akif de var. Akif camilerde halkı savaşmaya çağıran vaazlar vermiş. İstiklal Marşı’ nın sözleri de ilk kez 21 Şubat 1921’de yayımlanan Açıksöz gazetesinde yer almış. Açıksözcü Hüsnü’nün bu kitabı, yalın anlatımı, bir dönemi belgelerle açıklaması yönünden bugün için de çok ilginç bir yapıttır.

Müzik:  Geçiş

    “Çarşısı Anadolu kasabalarında nadir rastlanacak kadar güzel. Hepsi kâgir, üstleri Marsilya kiremitli, düz ve paralel sokaklarıyla santrançlama yapılmış bir çarşı, rahlemsi tepelerin bol yeşilli yamaçlarını kaplamış iki üç katlı evlerden çoğunun damları, fırtına yerli kiremidi dayandırmadığı için, yassı ve sincabi taş plakalarla örtülü.”(5)

    İsmail Habib Sevük, Yurttan Yazılar adlı kitabında İnebolu’yu böyle anlatır. 1921’deki İnebolu’dur bu. Sevük “İnebolu ve Kayıkçıları” yazısında şunları da söylemeden alamaz kendini:

    “Türkiye Büyük Millet Meclisi İnebolu kayıkçılarına İstiklal madalyası verdi ve cemaat halinde bu madalyayı tek olarak onlar aldı. Bu, yalnız bir taltif değil, onların gazasının kanunla tasdikidir. İnebolu kayıkçısı... Bunu söylerken sadece bir mesleği söylemiyor, bir destanın şerefini söylemiş oluyoruz.”(6)

    Yurttan Yazılar’da daha sonra Atatürk’ün ünlü sözüyle başlattığı değişikliği “Bunun Adına Şapka Derler” adlı bir bölümde uzun uzun anlatır.

Müzik:  Geçiş

    Doludizgin adlı romanında Samim Kocagöz, Kurtuluş Savaşı’ nı anlatır. Kitabın bir yerinde İnebolu’ da yaşanan coşkulu bir gün şöyle aktarılır:

    “Haziran güneşinin altındaki kasaba, bu seslerle top gibi patladı. Kalabalığa çarşıdan çıkarken, kadınlar, çocuklar da katılmaya başlamıştı. On dakika sonra bütün İnebolu yürüyordu denize doğru. Halk, tekbir getirerek, Hamdi Efendi önünden iskeleye doğru aktı.”(7)

    Ve halk, yola çıkan düşman donanmasından cephaneyi kurtarmak için, hemen o gün, vapuru bir anda boşaltır. El ele vermenin, birlik olmanın kentin tarihinde çok görülen örneklerinden biridir bu.

    “Bu vatan toprağın kara bağrında

    Sıra dağlar gibi duranlarındır

    Bir tarih boyunca onun uğrunda

    Kendini tarihe verenlerindir.”

    İnebolulu Orhan Şaik Gökyay’ın bu çok bilinen şiirindeki duygu ve düşüncedir belki de İnebolu’ da, Kastamonu’da ve tüm bir Anadolu’da inanılmazı gerçekleştiren, Kurtuluş Savaşı’nı zafere ulaştıran.

Müzik:  Geçiş

    Cumhuriyet sonrası döneminde Kastamonu ve yöresinin edebiyata fazla bir yansıması yok. Köy Enstitüleri kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’un, 1915’ te o dönemin Marif Nazırı Kastamonulu Şükrü ile karşılaşması ve nazırın ona “biz mektepleri Anadolu’ya yapmak istiyoruz, sen git Kastamonu’da otur” diyerek bu kente göndermesi, Tonguç’a Kitap’ta anlatılır. Tonguç’un, Kastamonu’ya zorlu bir yolculuktan sonra varışı da sergilenir kitapta.

    Kastamonu ve çevresinde eğitime verilen değeri ve imece usulu çalışmanın ortaya çıkardığı olumlu sonuçları eğitimci Süleyman Edip Bakır’ın, gözleme dayanan kitabı Eski Bir Öğretmenin Anıları’nda buluyoruz. Anlatılan Kastamonu - Gölköy’deki eğitmenlik kursudur.

    “Ben ve iki arkadaş tuğla taşıma semerlerini yüklendik, kafileye karıştık. İş başladı ve birden hızlandı. Harmanyeri, sanki bir ana baba günü, vızır vızır gelip gidenler, tuğla atanlar, kömür taşıyanlar, istif edenler.(...) Saat tam ikide fırın tamamlandı. Canını dişine takarak bu müthiş çalışmadan sonra bizim aslanlar çıktılar ocağın üstüne başladılar halay çekmeye.”(8)

    İki saatte elli kişi 80 bin tuğla taşımış ve istif etmiştir. Yörenin eğitime verdiği bu önem, ileride Gölköy’de köy enstitüsü açılmasına neden olur. Bu enstitülerin yöreye katkısını ve daha sonraki gelişmeleri de Mehmet Başaran’ın Tonguç Yolu adıyla yayımladığı kitapta buluyoruz.

Müzik:  Geçiş

    “Martıların düşürdüğü tohumdan

    Filizlendiğine inandığım kasabamız

    Yosun kokardı evleri

    Çarşıları midye kokardı

            Çekirdeği çölden gelen mescidin

            Boy attığına şaşardım

            Bu deniz yüklü havada

    Nedense gelişemedi bir türlü

    Mahallemizin bu güzel yerine dikilen

    İrili ufaklı mezar taşları

            Belki de ölüler öyle istiyor.”(9)

Müzik:  Geçiş

    Bu çarşıları midye, evleri yosun kokan kasabada doğar Rıfat Ilgaz. Yıllar sonra, ünlü bir yazar olduğunda “güzel bir rastlantı sonucu annem babam Bartın’dan gelip beni burada dünyaya getirmişler. Mutluyum Cide’de doğmaktan” diyen Rıfat Ilgaz’ın birçok yapıtında bu yörenin izlerini, gerçeklerini dile getirir. Örneğin: Yarenlik, Hababam Sınıfı, Sarı Yazma, Yıldız Karayel.

    Rıfat Ilgaz, doğup büyüdüğü ve bir süre sonra ayrıldığı bu yörelere şiirlerinde, romanlarında neden bu kadar çok yer verir? Nedir yazarı yöreye çeken? Kendisinden dinleyelim.

Röportaj: Rıfat Ilgaz / Yöre ve yazar... (10) (Bu kitaptaki Rıfat Ilgaz bölümüne bakınız.)   

    Yazar ilk kitabı Yarenlik’teki şiirlerinden başlayarak birçok ürününde, konuşma dilinin sıcaklığıyla halkın sevinçlerini, dertlerini dile getirir. Ürünlerinde toplumsal eleştiri ağır basar. Çoğu yerde de, özlem ve sevgi girer gündeme: Doğulan büyülünen yerlere duyulan özlem ve sevgi.

     “Oysa sen gözlerini poyrazında açtın Karadeniz’ in

Martılarla boy attın keşişlemesinde

Sinop’la Kerempe’yle çakıp sönerekten

Yunuslarla uzak limanlara akıp gittin

Kefkenleyin ardından bakakaldılar sen

Öfkenle, hıncınla Karadenizlisin.”(11)

“Sarı Yazma’yı Rıfat Ilgaz’ın Cide yöresine duyduğu sevgiyle yoğurduğunu” söyler eleştirmenler. Romanda yazar, içtenlikle ve ayrıntılarıyla yetiştiği yılları, büyüdüğü güç koşulları, öğretmenlik dönemini anlatır:

    “Çocukluğumda Köpekburnu dediğimiz şu dik kayalıkların üzerinde böyle bir deniz feneri yoktu. Anılarıma saygısızlık gibi geldi bu durup durup havaya fırlatılan ışıktan toplar. Gemiciler için büyük bir anlam taşıyan bu ışıklar sadece havaya atılan iki lastik toptu bence. Onlar için yararlı olan, kuşkusuz benim için de yararlı olmalıydı.(...) İstiyordum ki Cide’de her şey çocukluğumdaki gibi kalsın, tek çivi çakılmasın, yerinden tek bir taş oynatılmasındı. Yalı dediğimiz bu kilometrelerce süren kumsalın bir yanından uzayıp giden bu beton yol da ne oluyordu. Sonra yalının en güzel yerine beğenisizce oturtulan kereste fabrikası... Eskiden oralarda kızaklar üzerine bodoslamaları, omurgalarıyla oturtulan mavnalar, kütük kayıkları, elinde keser kolları sıvalı ustalarca yapılırdı. Deniz kıyılarında mavili beyazlı, inceden kırmızı, sarı çizgili, balıklar kadar biçimli sandallar sıralanırdı, feleklerinin üstünde”.(13)

Sarı Yazma’da neler anlatılır? Peki, ya Yıldız Karayel’de neler anlatır Rıfat Ilgaz? Kastamonu ve yöresinden hangi olayları, izlenimleri taşır bize?

Ropörtaj: R. Ilgaz / (Bu kitaptaki Rıfat Ilgaz bölümüne bakınız.) (12)

    Sayın Rıfat Ilgaz’ a programımıza katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz.

Sevgili dinleyenler, bu programda Kastamonu ve yöresinin edebiyata nasıl yansıdığını araştırıp sergilemeye çalıştık. (13) Hoşçakalın.

Kaynaklar:

1)Yurt Ansiklopedisi, C: 7 s:4663

2) Rıfat Ilgaz, Yıldız Karayel, Yalçın Yay. İst.1981 s:110

3) Yurt Ansiklopedisi, Agy

4) Agy.

5) İsmail Habib Sevük, Yurttan Yazılar, ist.: Cumhuriyet Mtb., 1943, s:185

6) Agy. s:187

7) Samim Kocagöz, Doludizgin, s:169

8) Orhan Şaik Gökyay, Bu Vatan Kimin, 1944

9) S. Edip Balkır, Eski Bir Öğretmenin Anıları (1980-1940) İst. 1984, s:230

10) Yurt Ans. s:4663

11) Rıfat Ilgaz, Yarenlik, İst.: A. B. Neşr., 1943

12) Rıfat Ilgaz’ la yapılan söyleşi, Ocak, 1991

13) Kastamonu İl Yıllığı, 1967

Önceki YazıAna Sayfa