SESLERİ BENDE KALDI   

AHMET ÖZER

Sevgili dostum Alâettin Bahçekapılı, çok yararlı bir iş yaptı; değişik kesimden pek çok değerimizin seslerinden yansıyan ışıltıyı, bir yapıtta topladı: Sesleri Bende Kaldı. Heyamola Yayınları'nda çıkan 439 sayfalık yapıtta yer alan değerlerin hiçbiri hayatta değil. İnsan bu değerlerin yazdığı, düşündüğü, ürettiği, düşüncelerini ortaya koyduğu bir Türkiye'nin kültürel zenginliğinin hangi boyutta olduğunu içten içe düşünüyor; onlardan yoksun bir ülkede, onların çoğunun damarına bağlanan insanların nasıl bir eksiklik içinde olduğuna hüzünleniyor.

Kimler yok ki bu kitapta. "Divan Edebiyatı Beyanındadır" yapıtıyla bir dokunulmazlığın çarklarını zorlayan A

bdülbaki Gölpınarlı. Ölüme meydan okuyan, düşüncelerini sonuna değin ödünsüz savunan bir doğru adam Aziz Nesin. Yüzü yere kapaklanmış; kafası, aldığı kurşunlarla parçalanmış, kanı yola yayılmış; üzerine, öldürüldüğü günün gazeteleri örtülmüş bir güzel bilim adamı Cavit Orhan Tütengil. Öğretmen hareketinin büyük önderi, öykü ve romanımıza Anadolu gerçeğini bin bir emekle yerleştiren Fakir Baykurt. Aynı öğretmen kitlesini bir duraktan bir durağa götüren, yurdundan ayrı yıllarda nice acıyla yoğrulmuş Gültekin Gazioğlu. Savaş ve Açlar'ın, Kutsal İsyan ve Kutsal Barış yapıtlarının yazarı, roman ve şiirimizin büyük şövalyesi Hasan İzzettin Dinamo. Hocaların hocası, Mustafa Kemal'in ilk TBMM'sinde söylediklerini tutanağa geçiren değerlerimizden, ilerinin ünlü hukukçusu Hıfzı Veldet Velidedeoğlu. Tanımakla onur duyduğum bir cumhuriyet savcısı, bir şair, bir yazar İsmet Kemal Karadayı. Birkaç kuşakta sonsuz emeği olan, varlığını her an yanı başımızda duyumsadığımız, kültürün her alanında sözü olan, İ. Gündağ Kayaoğlu. Geleneksel tiyatroyla modern tiyatroyu harmanlayarak, seçkin oyunlara imza atan İstanbul çelebisi Haldun Taner. Nâzım Hikmet'in Moskova yıllarının en yakın tanıklarından biri olan Rady Fish. Hababam Sınıfı'nın yazarı, 12 Eylül günlerinde 70'lik ömrüne aldırmaksızın gözleri bağlanıp, kollarına kelepçe takılarak işkence yapılan şair Rıfat Ilgaz. Edebiyatı hem öğrencisine hem okuruna bir sevgiliye duyulan aşkla eşitleyen Rauf Mutluay. "Dünyanın Tadı"nı, yaşarken bulan, "Ateş Çiçeği"ni yakasından eksik etmeyen, gurbette sılayı, sılada gurbeti duyumsayan Subutay Hikmet Karahasanoğlu. 1980'in 11 Nisan'ında, ölüm haberi yıllardır görev yaptığı radyodan sevenlerinin yüreğine bir alev topu olarak dökülen Ümit Kaftancıoğlu...

Bu saydıklarımıza kendi alanında farklı kimlikler sergileyen sanayici, ressam, dilbilimci, oyun yazarı... da eklenmiş. Alâettin Bahçekapılı, edebiyat dünyasına şiirle adımını atmış; eğitimi sırasında Türkçenin inceliklerini özümsemiş, yazmanın mimarisini kavramış bir genç olarak radyoya girmiş, orada büyük sorumluluklar almış, en önemlisi de onca kişinin arasından 'yüreğinin götürdüğü yere gitmiş' bir yapımcı. Bu yapıta bakarken ona amir konumunda olanları birer birer aklımdan geçirdim. Kimileri hiç kuşkusuz yolunu açmıştır. 12 Mart'ların, 12 Eylül'lerin kol gezdiği yıllarda kimi yazarları elindeki aracın bantlarına konuk etmek onların seslerini biriktirmek kolay iş değildi. Bu seslerin çoğu, bir gece aniden çöpe gidebilirdi; onlar nedeniyle insana hesap sorulabilirdi. Bu sesleri onca karmaşadan sağ salim kurtarıp bize armağan ettiği için sevgili Alaettin Bahçekapılı'ya ülke adına borcumuz olduğunu düşünüyorum.

Bunlar, sıradan bir söyleşi değil. Al gülüm ver gülüm örneği hazırlıksız, söyleşi yapılanı zerre kadar tanımadan oluşturulan alışverişler değil. Bahçekapılı bir öğrencinin sınava, bir öğretmenin ders vermeye, bir sporcunun karşılaşmaya hazırlanması örneği büyük bir emekle girişmiş işe. İçtenlik, zamana tanıklık, espri, konuşma yapılacak kişinin emeğinin iyiden iyiye algılanması bir güzel kotarılmış, bu da yapıtı özgün kılmaya yetmiş. Bir başka ilginçlik de birbirileriyle uzun süre bir arada söyleşemeyecek kimi kişilerin, bir yapıtta yan yana getirilmeleri. Bahçekapılı bu noktada ara duvarı ortadan kaldırıyor. Siyasal yönden aralarında uçurumlar bulunan kimi değerlerimize ortak bir noktadan bakış, yapıtı farklı bir eksene oturtuyor. Bir demokrasi platformu oluşturuluyor yapıtın bütünlüğünde. Alâettin Bahçekapılı'da kalan seslerin zaman içinde yol bulup bizlere ulaşması sevindirici oldu. Klasik özgeçmişlerin sıradanlığını aşan, okudukça büyük insanlığın damarını yakalayan söyleşiler için yazarını kutluyorum.

Bahçekapılı, Alâettin, Sesleri Bende Kaldı, Anı-İnceleme, Heyamola Yayınları, Birinci Basım, İstanbul, Ekim 2006, 439 s.

Karadeniz gazetesi 22 Şubat 2007

GeriSonraki Yazı