SUSUKSUZ
|
“Alâettin Bahçekapılı daha 21 yaşında. Altın çağının coşkunluğu içinde tabii. Genellikle hepsi de aşk şiirleri yazdıkları.”
|
|
“....yumuşak ve tatlı sesli şairin mısralarında herkes kendi yaşantısından bir parça bulabilir.” İlhan Geçer |
|
“Şiirlerinizi zevkle okudum. İnce
duyguların ve akıcı bir lirizmin şiirleri... İmrendirici
söyleyişleriniz var. (....) Günün birinde neslinizin önemli
şairlerinden biri olacağınız şimdiden belli.” Talat Sait Halman |
|
“... Bahçekapılı, hem söyleyiş,
hem de içerik bakımından güçlü bir yapıya, sağlam bir kişiliğe doğru
gelişmektedir.” Bir Kıyı’lı |
|
“Bahçekapılı’nın şiirlerinde
güçlü bir öz, güçlü bir yapı, uzun masalların tutkulu sevimliliği,
yapmacıksız baygınlığı var. Mutsuzluğu, ayrılığı işler çokça. Bir
masal rahatlığı içinde yazdığı şiirlerinin sonunda, bir akşamüstü
örneği birden gelir ‘ayrılık’ “
Necdet Selçuker |
|
Günümüzde şiirin illâ da
toplumcu olması gerektiğini savunanlar var. Bana kalırsa şiirin
toplumcu olmayanı yok gibidir. SUSUKSUZ’dan bir örnekle bu görüşümü
savunmak isterim: “böyle bir ilkbahar akşamıydı beraberliğe çıktığını sandık tüm yolların dilinden anlamadık tüm çağrıların” Sayfa: 12 Şimdi bu deyiş toplumcu değil de kişilerin açlığından ya da sefaletinden söz açan şiirler mi toplumcu illâ? İnsanın bir midesi olduğu kadar bir gönlü de vardır. Ancak her iki tür şiirde de bayağılığa düşmemek gerekir. Aslında ben daha çok toplumcu asıl anlamıyla doktirinci şiirden yana olduğum halde sevi şiirinin de gereğini küçümseyemiyorum. Bahçekapılı’nın yukarıya aldığım güzel dörtlüğünden sonra......
|
|
“Alâettin Bahçekapılı’nın
şiirlerinin çoğu aşk şiiri. Ama hepsi şiir.”
|
|
“Alâettin Bahçekapılı’nın TRT’de
geçen yıllarda yaşadığı yoğun koşuşturma, çocukluk yıllarından beri
ilgi duyduğu edebiyat alanında pek çok yapıta imza atmasını
engeller. O yazı düzleminde değilse de radyoda yayınlanan araştırma
programları çerçevesinde pek çok edebiyat adamının emeğini öne
çıkardı. Görev yaptığı birimin kısıtlayıcı tavrına karşı durarak
bütün gücüyle değerlerimize sahip çıkmayı önemsedi. 20’li yaşlardaki
şiir tutkusunu Susuksuz adıyla kitaplaştırmasına karşın, bu yolda
derinleşmek yerine yankı uyandıran pek çok radyo programıyla yıllara
yayılan birikimini yansıtmaya özen gösterdi. Seslerini kaydettiği
insanların ve yüklendiği nice anının yazıya dökülmesi, onun emeğini
bütün boyutlarıyla sergilemeye yetecektir. İncelmiş, usta bir anlatımla kaleme aldığı araştırmalardan biri olan “Trabzon’u Yazanlar” (Trabzon Kültür Sanat Yıllığı-1987) onunla ilgili yorumumuzu doğrular niteliktedir.” Ahmet Özer |