SUSUKSUZ

 

 “Alâettin Bahçekapılı daha 21 yaşında. Altın çağının coşkunluğu içinde tabii. Genellikle hepsi de aşk şiirleri yazdıkları.”


Tarık Dursun K
Milliyet, 5 Ağustos 1969

 “....yumuşak ve tatlı sesli şairin mısralarında herkes kendi yaşantısından bir parça bulabilir.”

İlhan Geçer
Hisar, Eylül 1969

 “Şiirlerinizi zevkle okudum. İnce duyguların ve akıcı bir lirizmin şiirleri... İmrendirici söyleyişleriniz var. (....) Günün birinde neslinizin önemli şairlerinden biri olacağınız şimdiden belli.”
 

Talat Sait Halman
Newyork 11Eylül 1969 tarihli mektubundan

 “... Bahçekapılı, hem söyleyiş, hem de içerik bakımından güçlü bir yapıya, sağlam bir kişiliğe doğru gelişmektedir.”
 

Bir Kıyı’lı
Kıyı, Ekim 1969

 “Bahçekapılı’nın şiirlerinde güçlü bir öz, güçlü bir yapı, uzun masalların tutkulu sevimliliği, yapmacıksız baygınlığı var. Mutsuzluğu, ayrılığı işler çokça. Bir masal rahatlığı içinde yazdığı şiirlerinin sonunda, bir akşamüstü örneği birden gelir ‘ayrılık’ “

Necdet Selçuker
Susuksuz kitabı
arka kapağından 1969

 Günümüzde şiirin illâ da toplumcu olması gerektiğini savunanlar var. Bana kalırsa şiirin toplumcu olmayanı yok gibidir. SUSUKSUZ’dan bir örnekle bu görüşümü savunmak isterim:
“böyle bir ilkbahar akşamıydı
beraberliğe çıktığını sandık tüm yolların
dilinden anlamadık tüm çağrıların” Sayfa: 12
Şimdi bu deyiş toplumcu değil de kişilerin açlığından ya da sefaletinden söz açan şiirler mi toplumcu illâ? İnsanın bir midesi olduğu kadar bir gönlü de vardır. Ancak her iki tür şiirde de bayağılığa düşmemek gerekir. Aslında ben daha çok toplumcu asıl anlamıyla doktirinci şiirden yana olduğum halde sevi şiirinin de gereğini küçümseyemiyorum.
Bahçekapılı’nın yukarıya aldığım güzel dörtlüğünden sonra......


Hüseyın Atabaş
Sonhaber, 13, 14 Mart 1970

 “Alâettin Bahçekapılı’nın şiirlerinin çoğu aşk şiiri. Ama hepsi şiir.”


Hasan İzzettin Dinamo
Ahmet Özer’e mektubundan, 1988

 “Alâettin Bahçekapılı’nın TRT’de geçen yıllarda yaşadığı yoğun koşuşturma, çocukluk yıllarından beri ilgi duyduğu edebiyat alanında pek çok yapıta imza atmasını engeller. O yazı düzleminde değilse de radyoda yayınlanan araştırma programları çerçevesinde pek çok edebiyat adamının emeğini öne çıkardı. Görev yaptığı birimin kısıtlayıcı tavrına karşı durarak bütün gücüyle değerlerimize sahip çıkmayı önemsedi. 20’li yaşlardaki şiir tutkusunu Susuksuz adıyla kitaplaştırmasına karşın, bu yolda derinleşmek yerine yankı uyandıran pek çok radyo programıyla yıllara yayılan birikimini yansıtmaya özen gösterdi. Seslerini kaydettiği insanların ve yüklendiği nice anının yazıya dökülmesi, onun emeğini bütün boyutlarıyla sergilemeye yetecektir.
İncelmiş, usta bir anlatımla kaleme aldığı araştırmalardan biri olan “Trabzon’u Yazanlar” (Trabzon Kültür Sanat Yıllığı-1987) onunla ilgili yorumumuzu doğrular niteliktedir.”
 

Ahmet Özer
Trabzon 2000, s: 315

Geri